Eskişehir’e veda..
Cuma günü erken saatlerde Eskişehir’den ayrılıyorum. Çok büyük bir fırsat olmadığı sürece de sanırım geri dönmeyeceğim. Eskişehir’deki son günlerimde burada yaşadığım yerleri dolaştım.

Yaşadığım ilk ev Tepebaşındaydı. Buraya taşınmamızın başlıca sebebi ucuz olmasıydı. Aylık 150TL’ye 4+1 iki katlı bir evimiz vardı. Ev sahibimiz çok sıcak, yardımsever biriydi. Şehir merkezine ve okula çok uzak kaldığı için ikinci yıl taşınmak zorunda kaldık. Apartman yönetimicizi hala hatırlıyorum. Eve gelip giden arkadaşlarımızdan hoşlanmaz, “kimse gelmeyecek buraya, kız arkadaşlarınızı geçtim erkekler bile gelmeyecek, aileniz gelebilir belki onlar da çok kalamaz” diyen bir adamdı. Eğlenceliydi
Bitişiğimizdeki “Ayan İş” ilginç bir tesadüftü. Sonra evin önündeki hafif yokuşta durup tekrar kalkmaya çalışan sürücü adaylarına bakıp dalga geçerdik. Yıllar sonra bende o durup kalkanlardan biri oldum. Ehliyetimi burada araba kullanmayı öğrenerek aldım. Eski evimin önünde durdum. Kalktım.

Ziyapaşa caddesi. Burada iki yıl kaldık. Şehir merkezine yürüme mesafesinde olması, ucuz olması sebeplerden bazıları. İlginç bir ev sahibimiz vardı. Kasap dükkanı vardı, kira vermeye giderken ev sahibinizin elinde bir satır olması ilginç bir duygu
AEGEE’de yoğun olarak çalıştığımız dönemdi. Taner ve ben yürütme kurulunda Gökçecan denetleme kurulunda olunca ikinci bir AEGEE ofisi olarak da kullanıldı uzun süre. Uzun tüzük toplantıları yapıldı, AEGEE’nin en büyük etkinliklerinden biri olan genel kurulunu AGORA’yı Eskişehirde yapmak için başvuru dokümanları hazırlandı, tasarımları yapıldı. Uluslararası etkinliklerde katılımcılara ev sahipliği yaptı, ev partileri düzenlendi.
Benim “daha az bilgisayar kullanmalıyım” diyerek bilgisayar masamı salona taşıdığım dönem de buradaydı. Tahmin edilebileceği gibi çok işe yaramadı
Evin altındaki Ekin Çiçek için yıllar sonra web sitesi yapmam başka bir ilginç tesadüf.

Eskibağlar‘daki evde önce Jan Kundera, sonra Sabina ve Tamara ile yaşadığımız Erasmus öğrencisi ev arkadaşı deneyimi paha biçilmez.
Evde konuşulan öncelikli dilin ingilizce olması, özellikle Tamara’nın ingilizcemizin gelişmesi için yardımları, Jan’ın mükemmel fotoğrafları sayesinde Türkiye’nin hiç bilmediğimiz yerlerini çok farklı bir bakış açısı ile görebilmek çok güzeldi. LOST çılgınlığı ile sabahlara kadar koridor-salonda dizi seyretmek, aylık download miktarımızın ortalama 80-100GB olması ilginç notlardan bazıları.
Giriş kapısından itibaren koridorun kenarına dizdiğimiz şişeler, her biri farklı marka yılların birikimi, bazılarının üzerine notlar alınmış tarih atılmış hatıra şişeleri, hatırlanması gereken şeylerden..
Sonraki dönem çok hızlı gelişti. Birkaç ay orada, bir yıl şurada, son 4 aydır da burada yaşıyorum. Çalışmaya, yıllar boyunca bilgisayar ile ilgili öğrendiklerimi profesyonel olarak yapmaya başladım. AEGEE için hazırlanmış siteler, eğitim verebilecek düzeyde Dreamweaver bilgisi, Bilge Bilgisayar’daki 5-6 aylık web sitesi tasarımı tecrübesi ve Photoshop kullanma alışkanlığı, Artı Referans’taki web projeleri ve sistem yöneticiliği tecrübesi, bağımsız olarak yapılan projeler ve girişimler artık İstanbul’a gitmeliyim fikrini güçlendirdi.
![]() |
![]() |
![]() |
Ve gidiyorum, Eskişehir’i özleyeceğimi bilerek..



Adresini bile şu anda tam olarak bilemediğim bir yerde yaşıyorum artık
bunlar arasında en dikkat çekeni ve en başarılısı oldu
“Yes Man” filmini seyrettim. Sinemada değil, evde uyku tutmayıp eğlenceli birşeyler yapmak istediğim bir sabah seyrettim. Bu açıdan bakınca film amacına ulaştı, vermek istediği mesajı da aldım.. Filmin adını ilk duyduğumdaki his “aa liar liar filminin aynısı mı nasıl yani” geçtikten sonra eğlendim, güldüm. Jim Carrey’in diğer filmlerini hatırladım. Daha doğrusu