Notting Hill

Notting Hill, daha önce seyrettiğim ve az önce tekrar seyretmeyi bitirdiğim bir film. O zaman da Julia Roberts’ın gülümsemesine bayılmıştım. Ain’t No Sunshine ve When you say nothing at all gibi şarkıların geçtiğini ve gerçek-üstü bir aşk hikayesini anlattığını hatırlamak güzeldi. Zengin kız – fakir oğlan klasiğinin güzel bir örneği. Biz ayrı dünyaların insanlarıyız, bütün dünya bize karşı derken bütün engelleri aşıp mutlu olabilme hikayesi. Hafta sonu gittiğim(iz) Beni Unutma’nın aksine mutlu sonla bitmesi bile yeterli aslında benim için.

William: surreal but nice

Anna Scott: Can I stay for a while? 
William: You can stay forever. 

Filmin başlarında yemekten sonra son browniyi hak etmek için anlatılan hikayelerde Julia Robertsın gerçek kendini anlatması çok iyiydi. Film boyunca çok fazla rol yapmasına gerek kalmamıştır zaten ama bu sahne gerçekten başarılıydı.

Toplamda benden 7/10 :)

tren ve ben

Trene binmek bende çok uzun zaman öncesinden beri garip rahatlatıcı bir etki yaratıyor. Sanırım ÖSS sınavı sonrası, ve tercih formunu doldurma faslı öncesi Taner* ile birlikte yaptığımız Eskişehir ziyareti buna güzel başlangıç olabilir. Gece 23.30′da bindiğimiz trenden sabaha karşı 04.30 gibi inişimizi ve temmuz ayı olmasına rağmen soğuktan titrediğimizi hatırlıyorum.

O zamanlar Haydarpaşa-Eskişehir arası daha uzun sürüyordu. Hele bir de doğu ekspresine binildiyse.. :)

Burada insan kendi ile başbaşa kalabiliyor. Düşünmek hayat memat değerlendirmesi ve plan yapmak için harika bir yer. Burada ajandamı çıkarıp kafamdaki fikirleri topladığım, ve evet artık her şey net deyip buradan aldığım gaz ile yolculuk sonrası birkaç hafta über-üretken olduğum zamanlar olmuştur. Buradaki zamanı uyuyarak geçiren ve bu değerli zamanı kaybedenlere ise içten içe kızıyorum. Evet bu kızmamın sebebi uyurken horlamaları da olabilir ama olsun.

Bu yazıyı da trenden yazıyorum. Ancak fazla uzatmayacağım. Zira düşünecek çok şey var :)

gitmek ya da gitmemek ya da her ikisi

Ben gidiyorum, ama aynı zamanda kalıyorum da. Buranın bana zor gelen her şeyinden kurtularak gidiyorum. Yanımda buranın güzelliklerinden bir parça götürerek gidiyorum. Aslında gitmiyorum, ama kalmıyorum da..

Bugün İstanbul’un sabah trafiğini son defa çektim. Bir yıldır her gün uyandığım aynı saatte uyandım. Tasadüf o ki her zamankinden yoğun bir trafik ve yağmur eşliğinde işe gittim. Hiç şikayet etmedim. Bugün kimseye kızmadım. Çünkü bugün son.. Çalıştım, yemeğimi yedim ve eşyalarımı toplayıp çıktım. Her akşamkinden biraz daha fazla eşya toplamış olmam dışında çıkışım normal bile sayılabilirdi aslında. Birkaç kişiye gidiyorum dedim. Vedalaştım. Ve ekledim: “ama aslında gitmiyorum ben”

Gitmek mi daha zor, yoksa kalmak mı, bilmiyorum. Her şey kesinleşene kadar, son ana kadar benim de ne olacağını merak ettiğim sonraki bölümünü merakla beklediğim diziler gibi geçti son birkaç haftam. Yarın ne olacağını en çok ben merak ediyordum. Ve o “yarın” sonunda geldi. Bugün o dizinin final bölümü gibi. Yarın da yeni bir sezon başlıyor. Yeni bir sayfa. Heyecan verici..

Pazar günü Eskişehir’e gidiyorum. Büyük bir ilaç şirketinin saha teşkilatına destek veren bir BT uzmanı ve aynı zamanda bir web geliştirici olarak, gidiyorum. Bildiğimden daha fazlasını öğrenmeye gidiyorum. Basamakları daha hızlı çıkmama yardımcı olarak şeyi, ihtiyacım olanı, hak ettiğim şeyi almaya gidiyorum. Hala bir BT uzmanı, hala bir web geliştiriciyim. Bir yıl önce söz verdiğim gibi, bir adım daha ileriye, gidiyorum.

Bana şans dileyin.


Ayan

Linux dosya sıkıştırma ve açma

Burada da bulunsun. Şu aralar en çok ihtiyacım olan komutlardan.. Linux altında dosya/klasör sıkıştırma ve açmak için gerekli komutlar aşağıdaki gibi. Listede aşağı gittikçe sıkıştırma oranı ve işlemci&ram kullanımı artıyor. Benim tercihim “tar -zcvf”. İşimi görüyor :)

ZIP
# zip -r archive_name.zip directory_to_compress
# unzip archive_name.zip

TAR
# tar -cvf archive_name.tar directory_to_compress
# tar -xvf archive_name.tar.gz
# tar -xvf archive_name.tar -C /tmp/extract_here/

TAR.GZ
# tar -zcvf archive_name.tar.gz directory_to_compress
# tar -zxvf archive_name.tar.gz
# tar -zxvf archive_name.tar.gz -C /tmp/extract_here/

TAR.BZ2
# tar -jcvf archive_name.tar.bz2 directory_to_compress
# tar -jxvf archive_name.tar.bz2 -C /tmp/extract_here/

Karayip Korsanları ve Haftasonu

Geçen hafta çarşamba günü biletinde 3D yazan ama öyle pek de 3D olamayan filmlerden birine gittik. Karayip Korsanları çok tuttu hadi bundan biraz daha para kazanalım diye düşünülerek bir tane daha devam filmi çekmeye karar verilmiş olmalı. Tamam Captain Jack Sparrow çok iyi karakter, ve yine tamam kendisi kadar ingilizcesi de sexy olan Penelope Cruz var filmde, ama yetmiyor işte maalesef. Ben mi yaşlandım da filmden sıkıldım bilmiyorum ama filmin temposu önceki filmlere oranla çok düşük geldi.

Dipnot: az önce bir yerde bütçeyi düşük tutmak amacı ile filmin 2D render edildiğini ve sonradan 3D’ye dönüştürüldüğünü okudum. Yazık olmuş.. benden 6/10. Mümkünse 2D versiyonu tercih edin.

Bu hafta sonu biraz garip. Farklı. Uzun zamandan sonra, ama gerçekten uzun zamandan sonra bir hafta sonu hiçbir işim olmadan tek başıma dinlenme fırsatım oldu. Çıktım parkta yürüyüş yaptım, Roland Garros finalini seyrettim, oyun oynadım, kitap okudum.. Çok iyi geldi. Bazen yalnız kalmak gerekiyor.

Böyle işte..

Fast Five: Fast & Furious 5 – Rio

Yaşasın 2D :)

İki boyutta da hala güzel işlerin çıkabildiğini herşeyin görsellik ve 3 boyut olmadığını kanıtlayan bir film bence. Birkaç yerde çılgın fikir‘den mantıksız/imkansıza doğru taşsa bile iki saatin nasıl geçtiğini anlamadan bir solukta izlenen heyecanını temposunu hiç kaybetmeyen bir film.

Benden 7/10

 

 

 

 

Thor

3D filmleri seyretmeye hep çekinerek giderim. Sebebi bu teknolojiyi sevmemek veya filmleri beğenmemek değil. Sadece gözlük! Evet, o gözlüğü benimkinin üzerine takmayı ve gözlüğün sürekli kaymasını sevmiyorum. Bütün film gözlüğü ileri geri ittirip bir şekilde sabit durması için uğraşmakla geçiyor. Sanırım ne zaman gözlüksüz 3D sinemaya gelir ancak o zaman bu filmlerden tam olarak zevk almaya başlayabilirim. O zamana kadar yaşasın 2D :)

Film hakkında: Mitolojik hikayelerin doğruluğunu vesaire bir kenara bırakıp bu filmi esinlenilmiş bir kurgu olarak düşündüğümde ve üzerine Anthony Hopkins, Natalie Portman’ı koyduğumda izlemeye değer filmler arasına rahatlıkla girdiğini söyleyebilirim.

Benden 8/10.

Dipnot: Thor, benim zaten World of Warcraft sayesinde birkaç defa karşılaşmış olduğum zor bir karakter. Thorim, Sif ile birlikte bize bilgisayar başında uzun saatler geçirtmişlerdir. @Serdar, @Baybi, @Berken ve diğerlerine selamlar :)
“I remember you… In the mountains… But you… what is this? ” - Thorim

Sucker Punch

Sanırım hiçbir filmi bu kadar beğenmek ile beğenmemek arasında kalmamıştım. Sucker Punch, isminin ne anlama geldiğini ve neden bu isim verildiğini de halen anlayamamış olduğum bir film. İlk 10 dakikasından sonra bu film bitmez iki saat boşa gitti şimdi evde internette takılmak kod yazmak ya da oyun oynamak vardı diye düşünürken, birden keskin bir dönüş ile ortalama bir film kıvamına döndü. Ortalara doğru da inception-vari bir rüya/hayal katmanı kurgusuyla fantastik bir aksiyon filmine dönüştü. Yine de bir-iki tane daha erkek oyuncu alsalardı da araya kaynasaydılar, gişe kaygısını bu kadar gözümüze sokmasalardı daha iyi olurdu diye düşünüyorum. IMDB oyuncu listesine bakarsanız ne demek istediğim biraz daha anlaşılır.

Bir ara filmde 3.seviye hayal dünyasındayken bu filmin oyunu mu vardı da sinemaya uyarlandı diye düşündüm. Eğer yoksa da güzel bir konsol oyunu çıkabilir buradaki sahnelerden.

Böyle enteresan bir filmdi. Benden 7/10 puan :)

 

Google

Küçük bir şey, aynı zamanda basit de. Ama güzel.

Google ana sayfası bugün benim için şöyleydi:

 

Firefox 4 vs Chrome

 

Chrome’dan Firefox’a geçiş yapmak ya da yapmamak ya da ikisini birden kullanıp iki arada bir derede kalmak, ya da Opera’ya geçmek işte bütün mesele bu.

Web tarayıcı gelişmeleri Google Chrome ile beraber hız kazandığından beri “şimdi hangi tarayıcıyı kullanacağız” sorusu daha çok sorulur oldu. Ben bolca Google uygulaması kullandığımdan ve otomatik sürüm yükseltme/eklenti güncelleme, hız ve sadelik özelliklerinden dolayı Chrome’u tercih ediyordum. Üstelik Sık Kullanılanlar’ı bilgisayarlarım arasında senkronize etmesi çok yardımcı oluyordu. Ama şu anda bu satırları yazarken Firefox 4 kullanıyorum ve bir eksiklik hissetmiyorum. Tasarımı Chrome’a göre daha “köşeli” (ki bana daha çok uyar), otomatik güncelleştirme olayları FF’a da gelmiş, bilgisayarlar arası senkronizasyon da mümkün, üstelik Chrome’a göre daha “özelleştirilebilir”. İki tarayıcıda ayarlar penceresini açtığınızda zaten bariz bir şekilde farkedilen ayar yapabilme seçenekleri yanında FF görünümünü toolbarı butonları değiştirme özellikleri ile chrome’un önüne geçiyor. about:config sayfası bile ayrı bir dünya.

Bir de şunun gibi güzellikler var:

:)

Bildiğim bir şey varsa şu aralar ön yargılı yaklaşmayıp bilgisayarda iki (hatta üç) tarayıcıyı da kurulu bulundurup gelişmeleri takip etmek en mantıklısı.

IE 8-9 bu değerlendirme kapsamı dışında. Kullanmayın kullandırmayın. O kadar yani.

Sevgiler,

Sonraki Sayfa »